BIR ANIN SEVDASIDIR, HEDIYE
Bir nehrin asi
sürükleyişinde kıyıya
birikmiş tortunun çimenleşen yeşilinde biten
inatçı bir kardelenin pembemsi beyazlığında bırakıp
günlük umudumuzu, vadinin güney yamacını
yalayıp akıp gelen serinletici gölgenin mistik havasından
koşar adımlarla uzaklaşıp, kıvrılıp yükselen ve
Güneşi koynunda saklayan vadinin güney yamacındaki
patika yollunun en yüksek tepesinden yuvarladığımız taşın
yuvarlanırken çıkardığı ritmik sese,
Kürtçe bir ezgiyle eşlik ettiğimiz bir anın
sevdasını getiriyorum sana.
Kirden yarılmış topuklarımızın,
ayak bileklerimizin, ellerimizin
çatlaklarından inceden akıp giden kanın pıhtısındaki bir
anın acısını getiriyorum sana. Tezeğe dönmüş
saçlarımızın suyla, sabunla buluştuğu ve bu buluşmada,
annelerin kafalarımıza vurduğu tasın inceden çınlayan sesin
yankısını getiriyorum sana.
Her pazartesi günü bitimine yakın, alıp Güneşi arkamıza gittikçe uzayan gölgemizin ucundan çıkıp gelen babaların çantasındaki HEDIYE’NIN elimiz ve yüreğimizde buluştuğu anın mutluluğunu getiriyorum sana.
Gaz lambası ışığında çalan tamburun sesine dökülen göz yaşlarının, ya xızır ya xızır sözcükleriyle bulanıp uyku diye gözlerimize indiği yorgunluğun ve yüreğimize işleyen geleneğin anını getiriyorum sana. Taze peynir ve kaymaklı kavaltının ardından, yarım kalmış uykunun sürünün arkasından sürüklenip giden kızgınlığımızın anını getiriyorum sana.
Kolunda asılı kovalarıyla Berivanların sürtüştükleri anda, analarının eteklerine yapışmış çocukların korkularını da getiriyorum sana. Ben sana geçmişimi getiriyorum, geleceğinde olabilmek adına. Yüzyılların birikmiş, birikmişte söyleyemediğimiz bütün anıların mutluluklarını getiriyorum sana. Ben sana, seni getiriyorum.
Hasan Yuvanc